28 Mart 2016 Pazartesi

Review: Kâğıt Ev

Kâğıt Ev Kâğıt Ev by Carlos María Domínguez
My rating: 3 of 5 stars

Bir solukta okunan ve insanı düşündüren bir novella. Keşke daha uzun olsaydı. Bu konudan çok güzel ve uzun bir roman çıkabilecekken, hikâye yarım kalmış gibi geldi bana. 3 yıldız vermemin tek sebebi bu.

Kâğıt Ev, kitap tutkusunun ne boyutlara varabileceğinin uç bir örneği. Konusundan bahsedersem spoiler vermiş olacağım, bu yüzden en beğendiğim alıntıları paylaşmak istiyorum:

"Çoğunlukla bir kitaptan kurtulmak ona sahip olmaktan daha zordur. Kitaplar, sanki asla geri dönemeyeceğiniz bir anın tanıkları gibi, bir ihtiyaç ve unutkanlık anlaşmasıyla tutunurlar insana."

"Üstlerinde gün, ay ve yıl yazan sayısız kitap gördüm ben; gizli bir takvimi oluşturur her biri."

"Kimse bir kitap kaybetmek istemez. Bir daha okumayacak olsak da başlığında eski, belki de kaybolmuş bir duyguyu taşıyan bir kitabı kaybetmektense bir yüzük, saat veya şemsiye kaybetmeyi yeğleriz."

Bir de metinde yazarın hünerini ve baskının kalitesini gösteren "patikalar" olması fikri çok hoşuma gitti. Patikalar sayfaya yukarıdan aşağıya baktığınızda bulduğunuz dolambaçlı yollar.

"Cümle diziliminde belli bir ritmi olmayan bir yazar bunu başaramaz. Şayet tek bir cümlede dörtten fazla hecesi olan iki ya da üç sözcükle dili bozarsa, yolu ve muhakkak ki ritmi de bozuş olur. Sayfada o yolu arar durursunuz ama bulamazsınız. Fazla ufak ya da fazla büyük, özensiz bir baskı gözün, gizliden gizliye diyelim, takip ettiği bu figürleri de bozar."

Çeviri ve editoryal kusursuzdu. Tek bir aksaklığa ya da yazım hatasına rastlamadım. Çevirmen Seda Ersavcı'ya ve editör Ferhat Özkan'a çok teşekkürler.

View all my reviews

9 Mart 2016 Çarşamba

Review: Cesur Yeni Dünya

Cesur Yeni Dünya Cesur Yeni Dünya by Aldous Huxley
My rating: 5 of 5 stars

Bazı kitaplar vardır, aradan yıllar geçse de, dünyanın düzeni, insanların değer yargıları ve yaşam biçimleri değişse de hep hatırlanır. Cesur Yeni Dünya da o kitaplardan biri. Kitabı 1932’de yazan Huxley’nin kurgu ve öngörü yeteneğine hayran kaldım ve bu kurgunun bazı yönlerden bugünkü yaşantımızı hatırlatmasını ürkütücü buldum.

Cesur Yeni Dünya’da insanlar adeta bir kast sistemiyle birbirlerinden ayrılıyorlar. Ama bu insanların sosyal statülerini belirleyen şey, içine doğdukları aileleri değil, laboratuvar ortamında onları “üretenler.” Çünkü uygar dünyada insanlar doğumla dünyaya gelmiyorlar; laboratuvar ortamında, şişelerde büyüyorlar. Anneleri, babaları, kardeşleri ve aileleri yok. Hatta bu kavramlar müstehcen ve ayıp sayılıyor. (Bu arada 1932’de yazılan bir kitabın tüp bebek tedavisi bile geliştirilmeden önce böylesi bir öngörüde bulunması çok ilginç.) Öte yandan, cinsellik son derece serbest bir şekilde yaşanıyor (Bunu sık sık vurgulamak için “Herkes herkes içindir” sloganını kullanıyorlar) ve bir tür uyuşturucu olan soma da dahil olmak üzere, bütün hazlar serbest. Yani toplumların eskiden dejenerasyon olarak gördüğü şeyler yüceltiliyor, aile ve din gibi kutsal sayılan kavramlar yerle bir ediliyor.

Tek tip, düşünmeyen ve sorgulamayan insanlar sayesinde istikrar sağlanıyor. Bebeklikten itibaren “hipnopedya” seansları ile beyinleri yıkanıyor ve bilinçaltlarına kodlamalar yapılıyor. İnsanların duyguları biyolojik mühendislik ve koşullandırma yöntemleriyle kontrol altına alınıyor ve kimsenin mutsuz olmasına izin verilmiyor. Seri üretimin kralı Henry Ford ve onun T-modeli, uygar dünyanın yeni Tanrısı yerine geçmiş. Hatta karakterler “Ah Tanrım” yerine “Ah Fordum” diyorlar! İnsanlar sürekli tüketmeye teşvik ediliyor.

Ben gözden geçirilen yeni baskıyı alıp okudum. Çeviri ve editoryal genel anlamda başarılı. Kitaptaki çoğu terim ve karşılık gayet başarılı bir biçimde yerelleştirilmiş. Huxley bu ütopik dünyayı tarif ederken pek çok uzun betimleme kullanmış ve çeviriye büyük emek harcandığı aşikar. Tek bir yerde gözüme takılan bir kullanım oldu. Kuluçka ve Şartlandırma Müdürü, Lenina ve Bernard’a Ayrıbölge’deki insanların kendilerine korkunç gelen ilkel yaşamlarından bahsettikçe, Lenina 4-5 kez “Öyle denmez” diye yorum yapıyor. Orijinal metni bulamadım ama “Hadi canım / Daha neler” anlamına gelen “You don’t say so” demiş olduğunu tahmin ediyorum… Bir de bazı karakterlerin iç konuşmaları normal diyaloglar gibi tırnak içinde yazılmış. Belki orijinal metinde de böyledir ama okumayı zorlaştırdığı için italikle yazılması daha iyi olabilirdi kanımca.

Son baskıda yer verilen önsözleri ve sonsözü çok beğendim. Kitabın yazıldığı dönem ve Huxley’nin etkilenmiş olabileceği koşullar hakkında bilgi sahibi olmanızı sağlıyor.

Son birkaç yıldır distopya yazmak moda oldu. Hatta bu akıma kapılan Türk yazarlardan korkunç örnekler verenler de var. Cesur Yeni Dünya gibi kitaplar, gerçek bir kara ütopyanın ya da distopyanın nasıl olması gerektiğini hatırlatıyor insana. İyi ki varlar.

View all my reviews